Bekleyenler masasında Muhammed Safa Ulusoy


Tuğba DOĞAN

Tuğba DOĞAN

Okunma 06 Kasım 2017, 10:45

‘’Yazmak da mesele silmek de
Yazdığınla yaşamak asıl mesele.’’

diyerek ilk kitabını tam bir yıl önce sunmuştu piyasaya Ulusoy.
Tanıyanlar, takipçisi olanlar çok iyi bilirler ki bu camiaya yabancı bir isim değil kendisi. Sosyal medyanın muhafazakar gençlerinden olan Muhammed Safa ULUSOY ilk olarak lise yıllarında internet üzerinden kurduğu genç müminler sitesiyle yazı hayatının temellerini atmış, bu yolda ciddi ve titiz bir ilerleme kaydedeceğini göstermişti. Kurduğu sitenin yöneticiliğini yapmanın yanı sıra kendisi de birçok deneme, öykü ve şiirlerini bu site üzerinden ulaştırıyordu okurlarına.
‘’Bu bir gençlik harekatıdır.’’ diyerek sloganlaştırmıştır kaleme aldıklarını. Öyle ki toplumu eleştirisi de vardır kaleminde, topluma içlenişi de. Savunduğu davası kadar kavgası da vardır, sevdası da.
Mesela kavgasını verirken davasını dile getirdiği bir onuncu köyü vardır gitmek istediğ. ‘’Biz doğru söyleyelim, doğru olalım da varsın doksan dokuz köy gezelim. Zamanımız psikolojisinin ve toplumda yer edinebilme güdüsünün yada tedirginliğinin en büyük getirilerinden bazılarıdır; eğrilik, yamukluk, kariyer uğruna yalakalık. Hal böyleyken sülük gibi başkaları üzerinden büyümeye çalışmaktır dokuz köyün ağası olmak! İşte böyle ağaya böyle köy, böyle köye de böyle sürgün yakışır.’’ Ve şöyle devam eder savunmasına; ‘’Şunu biliniz ki biz doksan dokuz köyde doğruyu söyleyip yüzüncüye hazırlasak da heybemizi, ilk köyde harmanlanan bir cengâver vardır, sürgüne mensup, yokuşlara talip, emrolunduğuna galip! Bir yiğit vardır mecnun dedikleri, bunca imkâna kaş çatıp hakkı haykıran, doğruyu savunan, deli dedikleri bir güruhun en cesur neferi!’’ diyerek bizlerin de her okuyuşumuzda gönlümüze ve aklımıza bir dem damıtır, niyetlerimizi ve amellerimizi yeniden gözden geçirmemize vesile olurdu.
Bir de, ilk göz ağrısı Meselesi vardır okuğumuz şiirlerin ardından tadı damaklarda kalan meseleler edindiğimiz.
‘’Öyle ya da böyle yazacaksın yaşamak gibi,
Hafif matemli gözlerle dalıp ayakkabına değen boyanın
Hüznün kararttığı temiz ve masum ellerine bakar gibi yazacaksın.’’
dediği iki mısralık derin bir öyküyü saklar şiirlerinde.
Sonra dünya denen evin, belki de cümle alemin en şirin odasında; Üsküdar’da dört çay söyler Bekleyenler Masasına. Kuzguncuk’tan Fatih’e, Valide-i Cedid’den Şehzadebaşı’na kadar yaşadıklarını mısralarına ilmek ilmek işler. Gökten düşen üç elma misali, kime geldiği bilinmeyen çaylar gelir ve bekleyenler devam eder yazmaya;
‘’Yazıyorum başımı öne eğip,
Gözyaşlarını sadece kaldırımlara gösteren
Ürkek bulutlara
Tenha bir merdiven boşluğunda

Gönlünü avutanlara
Yazıyorum

Saatlerce ağzında kalem
Göğsünde bir tutam alevle yananlara
Düşüncenin kaybolduğu gözlerin kısık kısık
Umudu, sevgiyi, huzuru aradığı tepenin
Çiseleyen yağmurlarla ıslanan en kuytu  yerinde
Umuda yazıyorum ve biliyorum,
Yazmak da mesele silmek de,
Yazdığınla yaşamak asıl mesele…’’

Bugüne kadar mesele edinip kaleme aldığı bütün makale ve şiirlerini gönüllerinize bir dem damıtması aynı zamanda tadı damaklarınızda meseleler edinmenize vesile olması için ısrarla tavsiye ediyor, önümüzdeki yıl çıkarmayı planladığı öykü kitabını da kalemdaşları olarak merak ve sabırsızlıkla beklediğimizi belirtiyoruz. Şimdiden kitapları temin edip okuyacak olanlara bol meseleli keyifler dilerken, müellefine de yeni kitabı için kolaylıklar diliyorum.
Kalemle ve kelamla kalın…                                                                                                                                        
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.